BEYAZ BİR GÜL
İhsan son zamanlarda kendini toplumdan soyutlayarak münzevi bir yaşam geçirmek istiyordu. Bu şehrin kalabalığından kurtulup ruhu dinlemek, nefes almak istiyordu. Sahte aşklardan, merhametsiz insanlardan uzaklaşmak istiyordu. Hayat o kadar zordu ki umudu bile kalmamıştı. Yaklaşmakta olan gemiye binip denizin mavi derinliklerinde kayboldu. Yolculuk boyunca geçmişini düşündü. Yaptığı hataları, pişmanlıklarını… İşin içinden çıkamadı. Kafasından geçen bu olumsuz düşüncelerden kurulamadı hâlbuki bu yolculuğa bunun için çıkmıştı. Rahatlamak, dinlenmek ve huzur bulmak için. Anda kalmaya karar verdi. Gökyüzüne baktı bulutluydu. Deniz şimdiden ona tatlı bir huzur veriyordu. Deniz olası geliyor insanın, kuş olup süzülesi geliyor. Dilinin ucunda dalgalanan sözcükleri haykırmak istiyor kıyıdakilere. O anda içinden geçen şey dalgalara kapılıp ufukta kaybolmaktı. Ve uzun bir yolculuktan sonra bir zamanlar sevdiği kadınla gittiği ıssız bir adaya doğru yaklaştı. Burada durup konaklamaya karar verdi. Sabah olmuş gün doğmak üzereydi. Biraz durup güneşin doğuşunu izledi Adada bir zamanla sevdiği kızla birlikte oturduğu banka oturdu. Sükûnete daldı. Sadece susmak ve kendi sessizliğini duymak istiyordu. Meczup bir halde olan İhsan’ın karşısına yalnız başına güzeller güzeli, ay gibi parlayan bir kız çıktı. Sessizliği bozdu.
İhsana doğru yaklaştı ve tebessüm etti. Yanına oturdu. İhsana dönerek sizi burada misafir edelim, iki kelam edelim dedi. Ve sohbet etmeye başladılar.
Kadın bir zamanlar bu bankta babasıyla birlikte oturup denizi izlemeyi sevdiğini söyledi. Annemi küçük yaşta kaybettim, yalnız kaldım tek sevdiğim babamdı o yüzden. Kızlar için baba sevgisi bambaşka bir sevgidir. Her zaman kahramanlardır. Anlatılmaz yaşanır bir durum desem yanlış olmaz. Benim babam o kadar iyi bir adam ki… Her şeyden önce annemin eksikliğini hissettirmemek için elinden gelenin en iyisini yaptı. Benim babam terziydi. Bir dikiş makinesi ve dükkânı vardı. Sabahlara kadar uğraşıp didinir az da olsa geçimimizi sağlardı. Annem trafik kazsı sonucu vefat edince, dünyamız başımıza yıkıldı. Babamla bu duruma alışmamız baya bir zaman aldı. Her hafta sonu babamla birlikte bu adaya gelip dolambaçlı bir dehliz boyunca birkaç dakika yürürdük. Yol boyunca kiraz ve elma ağaçlarının çiçek açtığını görmek güzel gelirdi bize. Sanki her şey bir zikir içindeydi. Etrafımızda kelebeklerin uçması güzel hissettirdi. Bu yemyeşil ıssız ada bize huzur verdi. Ve bu büyülü atmosferde kaybolup, bütün dertlerimizi unuturduk. Bu ada bize annemi hatırlatır. Onun yokluluğunu, eksikliğini burada dinlenerek unutmaya çalışıyoruz. Burada adada yaşanmış birçok anımız var. Hatta bir gün babamla annemin mezarını ziyaret etmek için adaya geldik, batı tarafından esen rüzgâr adaya yağış getirdi. Bir anda yağmur yağmaya başladı. O kadar hızlı yağıyordu ki bardaktan boşalırcasına. Tecrübeli olmadığımız için sırılsıklam ıslandık. Ve bir mağaraya girmeye karar verdik. Bir yer bulduk dünyadan uzak, sessize aldık zamanı… Sadece 15 dakika dinledik doğayı. Açıktık biraz yemek yedik. Babam yarım ekmeği bir lokmada yuttu. Yağmur yağdıktan sonraki toprak kokusu huzur veriyordu. Sonra yağmur durduktan sonra eve döndük. Sırılsıklam olmuştuk ama olsun yinede mutluyduk. Babam yanımdaydı. Böylece babamla birlikte yılar yılları kovaladı. Artık iyice yaşlandı. Ve bir süre sonra kaçınılmaz o sona yaklaştı, hastalandı ve öldü. Bu kocaman hayatta tek başıma kaldım. Çok sevdiğim babamda yoktu. Gidecek bir yerimde yoktu. Bir süre kendimi eve kapattım, hayata küstüm.
Böylece günler günleri, aylar, yıllar geçti. Dün akşam kitap okurken uyuya kalmışım. O gece babam rüyama geldi. Bana dedi ki:
-Kızım sen benim bu hayattaki annenden sonra en değerli varlığımsın. Seni böyle üzgün görmek istemiyorum. Bu hayatta her şeyin bir sonu var. Hiçbir şey kalıcı değil. Yeterince acı çektin. Artık toparlanma vakti. Hayata tutma vakti. Çok yakında seni gerçekten seven, sana değer veren biriyle tanışacaksın. Çok güzel ve mutlu bir hayatın olacak. Kader sana da gülecek. Çok yakında dedi. Ve gitti. İçimi bir umut kapladı. Hayata tutunmaya karar verdim. Yapacak başka çarem yoktu. Sabah kalktım ilk iş olarak anne ve babamın mezarlarını ziyaret ettim. Ağaç ve gül diktim. Babam gülleri çok sever. Ondan hatıra kalan tek şey ölmeden önce bana vermiş olduğu bu beyaz gül. Sonra biraz yürüdüm. Bu banka oturdum. Dalmışım. Sonra sizi fark ettim. İşte benim hikâyem bu. Artık İhsan Bey sıra siz de. Bu adaya neden geldiniz? Sizde hikâyenizi anlatmak isterseniz dinlerim dedi.
İhsan derin bir şaşkınlık içindeydi. Bu olanlara bir anlam veremedi. Ne yapacağını bilmiyordu. Biçare bir şekilde gözünden yaşlar döküldü. Bu peri kızını kendisine çok yakın hissetmişti. Bu duruma müteşekkir olan İhsan anlatmaya başlamadan önce size bir soru sormak istiyorum. Bu beyaz gülün anlamı ne diye? Kıza sordu.
Kızda dedi ki:
-Beyaz gül saflığı ve masumluğu, sadakati samimiyeti temsil eder. Diye cevap verdi.
İhsan anlatmaya başladı.
Ben bu adaya gönül yaramı unutmak ve ruhumu dinlemek için geldim. Bende çok küçük yaşlarda hem annemi hem de babamı kaybettim. Teyzem beni yanına aldı, getirdi. Bana baktıklar, büyüttüler bu yaşa getirdiler. Onlara yük olmamak için birçok işte çalıştım. Bu şekilde yıllar geçti. Büyüdüm. Çalışıp çabalayıp üniversiteyi kazandım. Ben bir kızı sevdim. Biz sevgilimle pasajda tanıştık. Dükkânda rengârenk şemsiyeler satıyorlardı. Şemsiye almak için gittim. Birbirimizi bir anda görür görmez âşık olduk. Hiç aklımda yokken karşıma çıktı. Önce hal hatır sormalar, sonrada alıştım ona. Her gece yatmadan en son ona ‘’iyi geceler’’, her sabah uykulu gözlerle ilk ona günaydın dedim. Sevdim işte. Hem de öyle çok sevdim ki gönlümden çok aklım onda kaldı hep. Kendimden çok onu sevdim, onu düşündüm, onu önemsedim. Birbirimizi deliler gibi sevdik. Zihnimde onunla ve geleceğim ile ilgili hayallerim vardı. Onunla tutku dolu bir hayatım olsun istedim. Ona kördüğüm âşık oldum. Biz çok mutluyduk en azından ben öyle sanıyordum. O çok vefasız biliyor musun? Beni bu virane hale o getirdi. En sonunda tamamen kaybettim Ve birini asla kaybetmemem gerektiğini o tarifsiz sızıyla öğrendim. Kıyamadığım her şey kamburlaştı kalbimde. Onu unutmak için her türlü yolu denedim olmadı. Onu unutmak ne mümkün. Sevmek ahde vefa gerektirir. Onu hala özlemem ne garip bir şey. Hasret acısı adamın ruhuna öyle sirayet etmişti ki yüzüne bile yansımıştı. İhsan anlaştıkça kızın yüzüne hüzün çökmüştü. Ve İhsana dönerek:
-Seni neden terk etti bunu ona sordun mu? Birini suçlamadan önce iyi düşün ve olayı anlamaya çalış. Seni terk ettiyse mutlaka bir sebebi vardır. Bu benlik davası da neyin nesi? Seni anlamam için her şeyin zahirinde olup biteni bilmem çok önemli dedi. Konu hakkında hiçbir fikrim yok ki sana nasıl yardım edeyim. Bilemedim şimdi dedi.
İhsan cevap verdi:
- Zaten beni terk etmek istiyormuş. Neden diye sormak çok şaçma değil mi? Kalpten seven insan terk etmez dedi. Ayrıca dostum dediğim insanla beni aldattı. Dostluk bu hayatta zor bulunan bir şeydir. İkisine de diyecek bir söz bulamıyorum. Anlatacaklarıma kelimeler bile yetmiyor. Hayatımda ben böyle bir şey görmedim. Onun için yaptığım bunca güzel şey için kendime kızıyorum doğrusu. Kız bu olanları duyunca lal-ü ebkem oldu. Ve dedi ki:
- Üzülme dünyada zaten ne baki vuslat çok yakın. İçinde bulunduğumuz kâinat çok büyük. Başımıza neler gelecek kim bilir. Nice insanlar çıkacak karşımıza dedi. Her daim şükretmelisin. Sevgiyi bu kalbe verende Huda’dır, alanda. İyiler mutlaka kazanır. Bu kötü günlerde geçecek, güzel günler göreceğiz. Sen yeter ki diren her şeye rağmen. Başka nasıl yaşar ki insan. Hayat her gün yeni bir şeyler öğretiyor, sevdiklerimizle imtihan oluyoruz dedi ve gitti.
İhsan bir saniye bekler misiniz demeye kalmadan kız ortadan kayboldu. İhsan kızın arkasından öylece bakakaldı. Dil hun olan içime bir güneş gibi doğdun. Sen öyle bir anda karşıma çıktın ki her sözün berceste olarak dilimde dolanıyor dedi.
Kızın arkasından öylece bakakaldı. İhsan bir anda etraftan kuş sesleri duymaya başladı. Başında tuhaf bir ağrı hissetti. . Sanki birisi onu çağırıyor.
-Beyefendi iyi misiniz?
İrkilerek uyandı, gözlerini açtı. Vapurun içinde denize bakarak dalmış olduğunu fark etti. Uzun uzun hayal görmüştü.
-İyiyim. Kusura bakmayın uyuya kalmışım.
- Ben vapur kıyıya yakalaştı da haber vermek istedim.
-Teşekkür ederim. Sağ olun.
-Rica ederim. Önemli değil.
İhsan vapurdan inip deniz kıyısında bir banka oturdu. Sanki aklı başından gitmişti. Yaşadıklarını düşündüğü. İnanamadı. Hayretler içinde kaldı. Allah’ım bu bir rüya olamayacak kadar gerçekti. Biraz durdu, dinlendi, nefes aldı. Kendine geldi. Denizin o tertemiz havasını içine çekti. Ferahladı. Etrafına bakındı. Martılar uçuyor. Hava mis gibi. Pazar günü olması sebebiyle baya kalabalık. Birden fark etti. Oturduğu bankta oturduğunda ne görsün!
Banka konulmuş bir beyaz gül buldu. Şaşırdı, bir anlam veremedi. Bu gülü buraya kim bırakmış olabilir diye düşündü. Sağa, sola baktı. Uzaklaşmakta olan bir kız fark etti. Beyaz gülü alıp kızı takip etti. Büyük bir şaşkınlık içindeydi. Şaşılacak bir şey yoktu. Aslında hayatta bir rüya değil midir? Kim bilir İhsan kızla tanıştı mutlu oldular ya da olamadılar. Burası bir muamma…