23 Haziran 2021 Çarşamba

BEYAZ BİR GÜL ( GENİŞLETİLMİŞ HALİ )

                                                         

              BEYAZ BİR GÜL 

İhsan son zamanlarda kendini toplumdan soyutlayarak münzevi bir yaşam geçirmek istiyordu. Bu şehrin kalabalığından kurtulup ruhu dinlemek, nefes almak istiyordu. Sahte aşklardan, merhametsiz insanlardan uzaklaşmak istiyordu. Hayat o kadar zordu ki umudu bile kalmamıştı. Yaklaşmakta olan gemiye binip denizin mavi derinliklerinde kayboldu. Yolculuk boyunca geçmişini düşündü. Yaptığı hataları, pişmanlıklarını… İşin içinden çıkamadı. Kafasından geçen bu olumsuz düşüncelerden kurulamadı hâlbuki bu yolculuğa bunun için çıkmıştı. Rahatlamak, dinlenmek ve huzur bulmak için. Anda kalmaya karar verdi. Gökyüzüne baktı bulutluydu. Deniz şimdiden ona tatlı bir huzur veriyordu.  Deniz olası geliyor insanın, kuş olup süzülesi geliyor. Dilinin ucunda dalgalanan sözcükleri haykırmak istiyor kıyıdakilere. O anda içinden geçen şey dalgalara kapılıp ufukta kaybolmaktı.  Ve uzun bir yolculuktan sonra bir zamanlar sevdiği kadınla gittiği ıssız bir adaya doğru yaklaştı. Burada durup konaklamaya karar verdi. Sabah olmuş gün doğmak üzereydi.  Biraz durup güneşin doğuşunu izledi Adada bir zamanla sevdiği kızla birlikte oturduğu banka oturdu. Sükûnete daldı. Sadece susmak ve kendi sessizliğini duymak istiyordu.  Meczup bir halde olan İhsan’ın karşısına yalnız başına güzeller güzeli, ay gibi parlayan bir kız çıktı. Sessizliği bozdu.

İhsana doğru yaklaştı ve tebessüm etti. Yanına oturdu. İhsana dönerek sizi burada misafir edelim, iki kelam edelim dedi. Ve sohbet etmeye başladılar.

Kadın bir zamanlar bu bankta babasıyla birlikte oturup denizi izlemeyi sevdiğini söyledi. Annemi küçük yaşta kaybettim, yalnız kaldım tek sevdiğim babamdı o yüzden. Kızlar için baba sevgisi bambaşka bir sevgidir. Her zaman kahramanlardır. Anlatılmaz yaşanır bir durum desem yanlış olmaz.  Benim babam o kadar iyi bir adam ki… Her şeyden önce annemin eksikliğini hissettirmemek için elinden gelenin en iyisini yaptı. Benim babam terziydi. Bir dikiş makinesi ve dükkânı vardı.  Sabahlara kadar uğraşıp didinir az da olsa geçimimizi sağlardı. Annem trafik kazsı sonucu vefat edince, dünyamız başımıza yıkıldı. Babamla bu duruma alışmamız baya bir zaman aldı. Her hafta sonu babamla birlikte bu adaya gelip dolambaçlı bir dehliz boyunca birkaç dakika yürürdük. Yol boyunca kiraz ve elma ağaçlarının çiçek açtığını görmek güzel gelirdi bize. Sanki her şey bir zikir içindeydi. Etrafımızda kelebeklerin uçması güzel hissettirdi. Bu yemyeşil ıssız ada bize huzur verdi. Ve bu büyülü atmosferde kaybolup, bütün dertlerimizi unuturduk. Bu ada bize annemi hatırlatır. Onun yokluluğunu, eksikliğini burada dinlenerek unutmaya çalışıyoruz. Burada adada yaşanmış birçok anımız var. Hatta bir gün babamla annemin mezarını ziyaret etmek için adaya geldik, batı tarafından esen rüzgâr adaya yağış getirdi. Bir anda yağmur yağmaya başladı. O kadar hızlı yağıyordu ki bardaktan boşalırcasına. Tecrübeli olmadığımız için sırılsıklam ıslandık. Ve bir mağaraya girmeye karar verdik. Bir yer bulduk dünyadan uzak, sessize aldık zamanı… Sadece 15 dakika dinledik doğayı.  Açıktık biraz yemek yedik. Babam yarım ekmeği bir lokmada yuttu. Yağmur yağdıktan sonraki toprak kokusu huzur veriyordu. Sonra yağmur durduktan sonra eve döndük. Sırılsıklam olmuştuk ama olsun yinede mutluyduk. Babam yanımdaydı. Böylece babamla birlikte yılar yılları kovaladı. Artık iyice yaşlandı. Ve bir süre sonra kaçınılmaz o sona yaklaştı, hastalandı ve öldü. Bu kocaman hayatta tek başıma kaldım. Çok sevdiğim babamda yoktu. Gidecek bir yerimde yoktu. Bir süre kendimi eve kapattım, hayata küstüm.

 Böylece günler günleri, aylar, yıllar geçti. Dün akşam kitap okurken uyuya kalmışım. O gece babam rüyama geldi.  Bana dedi ki:

-Kızım sen benim bu hayattaki annenden sonra en değerli varlığımsın. Seni böyle üzgün görmek istemiyorum. Bu hayatta her şeyin bir sonu var. Hiçbir şey kalıcı değil. Yeterince acı çektin. Artık toparlanma vakti. Hayata tutma vakti. Çok yakında seni gerçekten seven, sana değer veren biriyle tanışacaksın. Çok güzel ve mutlu bir hayatın olacak. Kader sana da gülecek. Çok yakında dedi.  Ve gitti. İçimi bir umut kapladı. Hayata tutunmaya karar verdim. Yapacak başka çarem yoktu. Sabah kalktım ilk iş olarak anne ve babamın mezarlarını ziyaret ettim. Ağaç ve gül diktim. Babam gülleri çok sever. Ondan hatıra kalan tek şey ölmeden önce bana vermiş olduğu bu beyaz gül. Sonra biraz yürüdüm. Bu banka oturdum. Dalmışım. Sonra sizi fark ettim. İşte benim hikâyem bu. Artık İhsan Bey sıra siz de. Bu adaya neden geldiniz? Sizde hikâyenizi anlatmak isterseniz dinlerim dedi.

İhsan derin bir şaşkınlık içindeydi. Bu olanlara bir anlam veremedi. Ne yapacağını bilmiyordu. Biçare bir şekilde gözünden yaşlar döküldü. Bu peri kızını kendisine çok yakın hissetmişti.  Bu duruma müteşekkir olan İhsan anlatmaya başlamadan önce size bir soru sormak istiyorum. Bu beyaz gülün anlamı ne diye?  Kıza sordu.

Kızda dedi ki:

-Beyaz gül saflığı ve masumluğu, sadakati samimiyeti temsil eder. Diye cevap verdi.

İhsan anlatmaya başladı.

Ben bu adaya gönül yaramı unutmak ve ruhumu dinlemek için geldim. Bende çok küçük yaşlarda hem annemi hem de babamı kaybettim. Teyzem beni yanına aldı, getirdi. Bana baktıklar, büyüttüler bu yaşa getirdiler. Onlara yük olmamak için birçok işte çalıştım. Bu şekilde yıllar geçti. Büyüdüm. Çalışıp çabalayıp üniversiteyi kazandım. Ben bir kızı sevdim. Biz sevgilimle pasajda tanıştık. Dükkânda rengârenk şemsiyeler satıyorlardı. Şemsiye almak için gittim. Birbirimizi bir anda görür görmez âşık olduk. Hiç aklımda yokken karşıma çıktı. Önce hal hatır sormalar, sonrada alıştım ona. Her gece yatmadan en son ona ‘’iyi geceler’’, her sabah uykulu gözlerle ilk ona günaydın dedim. Sevdim işte. Hem de öyle çok sevdim ki gönlümden çok aklım onda kaldı hep. Kendimden çok onu sevdim, onu düşündüm, onu önemsedim. Birbirimizi deliler gibi sevdik. Zihnimde onunla ve geleceğim ile ilgili hayallerim vardı. Onunla tutku dolu bir hayatım olsun istedim. Ona kördüğüm âşık oldum. Biz çok mutluyduk en azından ben öyle sanıyordum. O çok vefasız biliyor musun?  Beni bu virane hale o getirdi. En sonunda tamamen kaybettim Ve birini asla kaybetmemem gerektiğini o tarifsiz sızıyla öğrendim. Kıyamadığım her şey kamburlaştı kalbimde. Onu unutmak için her türlü yolu denedim olmadı. Onu unutmak ne mümkün. Sevmek ahde vefa gerektirir. Onu hala özlemem ne garip bir şey. Hasret acısı adamın ruhuna öyle sirayet etmişti ki yüzüne bile yansımıştı. İhsan anlaştıkça kızın yüzüne hüzün çökmüştü.  Ve İhsana dönerek:

-Seni neden terk etti bunu ona sordun mu? Birini suçlamadan önce iyi düşün ve olayı anlamaya çalış. Seni terk ettiyse mutlaka bir sebebi vardır. Bu benlik davası da neyin nesi? Seni anlamam için her şeyin zahirinde olup biteni bilmem çok önemli dedi. Konu hakkında hiçbir fikrim yok ki sana nasıl yardım edeyim. Bilemedim şimdi dedi.

İhsan cevap verdi:

-          Zaten beni terk etmek istiyormuş.  Neden diye sormak çok şaçma değil mi? Kalpten seven insan terk etmez dedi. Ayrıca dostum dediğim insanla beni aldattı. Dostluk bu hayatta zor bulunan bir şeydir. İkisine de diyecek bir söz bulamıyorum. Anlatacaklarıma kelimeler bile yetmiyor. Hayatımda ben böyle bir şey görmedim. Onun için yaptığım bunca güzel şey için kendime kızıyorum doğrusu. Kız bu olanları duyunca lal-ü ebkem oldu.  Ve dedi ki:

-          Üzülme dünyada zaten ne baki vuslat çok yakın. İçinde bulunduğumuz kâinat çok büyük. Başımıza neler gelecek kim bilir. Nice insanlar çıkacak karşımıza dedi.  Her daim şükretmelisin. Sevgiyi bu kalbe verende Huda’dır, alanda. İyiler mutlaka kazanır. Bu kötü günlerde geçecek, güzel günler göreceğiz.        Sen yeter ki diren her şeye rağmen. Başka nasıl yaşar ki insan. Hayat her gün yeni bir şeyler öğretiyor, sevdiklerimizle imtihan oluyoruz dedi ve gitti.

İhsan bir saniye bekler misiniz demeye kalmadan kız ortadan kayboldu. İhsan kızın arkasından öylece bakakaldı. Dil hun olan içime bir güneş gibi doğdun. Sen öyle bir anda karşıma çıktın ki her sözün berceste olarak dilimde dolanıyor dedi.

Kızın arkasından öylece bakakaldı. İhsan bir anda etraftan kuş sesleri duymaya başladı.  Başında tuhaf bir ağrı hissetti. . Sanki birisi onu çağırıyor.

-Beyefendi iyi misiniz?

İrkilerek uyandı, gözlerini açtı. Vapurun içinde denize bakarak dalmış olduğunu fark etti. Uzun uzun hayal görmüştü.

-İyiyim. Kusura bakmayın uyuya kalmışım.

- Ben vapur kıyıya yakalaştı da haber vermek istedim.

-Teşekkür ederim. Sağ olun.

-Rica ederim. Önemli değil.

İhsan vapurdan inip deniz kıyısında bir banka oturdu. Sanki aklı başından gitmişti. Yaşadıklarını düşündüğü. İnanamadı. Hayretler içinde kaldı. Allah’ım bu bir rüya olamayacak kadar gerçekti. Biraz durdu, dinlendi, nefes aldı. Kendine geldi. Denizin o tertemiz havasını içine çekti. Ferahladı. Etrafına bakındı. Martılar uçuyor. Hava mis gibi. Pazar günü olması sebebiyle baya kalabalık. Birden fark etti.  Oturduğu bankta oturduğunda ne görsün!

Banka konulmuş bir beyaz gül buldu. Şaşırdı, bir anlam veremedi.  Bu gülü buraya kim bırakmış olabilir diye düşündü. Sağa, sola baktı. Uzaklaşmakta olan bir kız fark etti. Beyaz gülü alıp kızı takip etti. Büyük bir şaşkınlık içindeydi. Şaşılacak bir şey yoktu. Aslında hayatta bir rüya değil midir? Kim bilir İhsan kızla tanıştı mutlu oldular ya da olamadılar. Burası bir muamma…

 

10 Ocak 2021 Pazar

DİL BİLİNCİ YAPMIŞ OLDUĞUM PROJEM

 Herkese Merhaba,

Bu hafta eğitimde proje dersi için yaptıklarımı  sizlerle paylaşmak istiyorum .
 PROJE BAŞLIĞIM: Türkçesini Bul

 PROJE TÜRÜ:  Eğitsel Oyun 

 PROJE ÖNERME NEDENİM: Türkçeye giren yabancı kelimeler ve bunların yanlış kullanmasını önlemek  ve çocuklar üzerinde wp2 0 araçlarının etkisini gözlemlemek.

Peki neden bu konuyu proje  yapmak istedim. Bundan bahsedeyim:
Dilimizde yani Türkçemizde birçok yabancı kelime bulunmaktadır.Bu kelimeler Türkçesi bulunmasına rağmen Türkçesi kullanılmamakta İngilizcesi kullanılmaya devam edilmektedir. Dilimiz aslında her geçen gün yabancı kelimelerin istilasına girmekte ve onları kullanmaktayız. Ve artık o kadar dilimize yerleşmiş ki bazılarını Türkçe sanıyoruz gerçekten. Birkaç örnek vereyim :
  • Enternasyonal – Uluslararası
  • Pozisyon – Durum
  • Lider – Önder
  • Organize – Düzenleme
  • Doküman – Belge
  • Egzersiz – Alıştırma
  • Format – Biçim
  • Ambargo – Yaptırım
  • Defans – Savunma
  • Detay – Ayrıntı
  • Fuel oil – Yakıt yağ
  • Dekor – Süs
  • Kampüs – Yerleşke
  • Sponsor – Destekçi
  • Spesiyal – Özel
  • Modern – Çağdaş
    Bunlara binlerce örnek verilebilir. 

 Fakat bunun doğru olmadığını düşünüyorum . Dilimize sahip çıkmalıyız.Biz sahip çıkmazsak kimse sahip çıkmaz. 

Bu konuda Atatürk şöyle demiştir''Arkadaşlar, bizim ahenkli, zengin dilimiz, yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtaracaktır.''

Dilimize giren yabancı kelimelerin birçoğunun Türkçe karşılığı vardır.

- Türkçe karşılığı olmayanların ise çeşitli karşılıkları Türk Dil Kurumu tarafından oluşturulmaktadır.

- Bu Türkçe kelimeleri kullanmak bizim kendi kültürümüzü korumamıza ve bu kültürü bir sonraki nesillere aktarabilmemizi sağlar.

- Kültürümüzün diğer kültürler tarafından etkilenmesi tabii ki de normaldir fakat her şeyde diğer kültürlere bağlı olmamalıyız.

- Kültürümüzün özgünlüğünü koruyarak kültürümüzü koruruz ve böylece dünyadaki farklı kültürler varlıklarını sürdürebilir. Bunun önüne geçmek için özellikle gelecek nesiller bilinçlendirilmeli diye düşünüyorum .Bu yüzden bu konuyu seçtim. Eğitim ve öğretiminde de daha etkili olur diye wp20 aracı kullanmak istedim. Bu sayede öğrencilerin hafızasında  konu daha iyi kalmış olacak .Kısacası dil bilincini kazanmak, insanın en anlaşılabilir iletişim aracı olarak kullandığı dile olan saygısının bir sonucudur. Diye düşünüyorum .Özelikle biz Türkçe öğretmenlerine bu konuda çok sorumluluk düşmekte. Projemle ilgili detaylı bilgilere diğer sayfalardan ulaşabilirsiniz. 


4 Kasım 2020 Çarşamba

İnsan Her Koşulda

Öncelikle bu kitabı hediye eden arkadaşım Süeday'a teşekkür ediyorum. İnsanın özünü bilmesi için de öncelikle insanı anlamak gerekiyor. İnsanı anlamayı dert edinen kişiler “İnsan Her Koşulda” kitabını mutlaka okumalı. İnsan Her Koşulda kitabı çok samimi, sade ve ilham verici bir dille yazılmıştır.Kitapta yer alan şu satırları okurken, çocukluk dönemin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha öğrendim .‘’İnsanın sağlıklı ve iyi olmasında, tatmin edici bir hayat yaşamasında çocukluk yılları ve çocuğun ilişkileri çok önemli…’’ 
Yazar eğitim, öğrenme, ahlak, düşünme becerileri, korku, gelişim, büyüme ve çocuk olmak üzerine farklı bakış açısını sunarken, bilimsel araştırmalar, edebiyat ve sinemadan örnekler veriyor. Yazarın kitapta yer verdiği filmler öylesine dikkatimi çekti ki not edip izlemeyi düşünüyorum. Ve özellikle eğitim sistemine dair görüşlerine katılıyorum. Eğitimle ilgili bazı alıntılar:


Mevcut eğitim sisteminin amacı ise insanın bilgisini, bilgiyi kullanmasını ve düşünme biçimini kontrol etmek böylece aynı şeyleri doğru kabul eden benzer şekilde davranan bireyler ve bu bireylerden oluşan homojen bir toplum yaratmaktır.

Eğitim denince aklımıza hâlâ tek gelen çocuklarımızın gireceği belli başlı birkaç sınav ,bizi mutlu eden hep o birkaç belli başarı ,birkaç okul...

Sistem bizim için belirlenmiş bir yaşam şablonu anlatır hepimiz belli okulları bitirip meslek edinmeye , o meslekle para kazanıp belirli bir hayat standart tutturmaya çalışırız. Sistem bize iyi yaşamamız için gerekli olmayan bir takım ihtiyaçlar yaratıp ,bunları elde etmek için daha fazla çalışmamıza ve bunları yetmediği yerde borçlanmamıza yol açar. (Syf 153-154 )


 Yazarın kitabının sonunda Sezai Karakoç’un Ağustos Böceği Bir Meşaledir şiirine ver vermesi çok dikkat çekiciydi. İNSANI anlamak isteyen, kısaca İNSANA ulaşmak isteyen herkesin eseri incelemesini öneririm. İyi okumalar.


Dava

Dava Romanı Tahlili

Kitap günümüzü anlatıyor sebepsiz yere suçlanan insanlaraı ve sistemi. Anlaşılması ve anlatılması zor bir eser olduğunu düşünüyorum. Anlatım tarzı biraz yorucu. Ortada suçlu bir kişi var ama neden suçlandığı belli değil ve davasının sonuçlanması için verdiği mücadele anlatılıyor ama aynı zamanda da bireyin içinde yaşadığı o psikolojik buhranı gözler önüne seriyor. Dikkatimi çeken kısım ise hiçbir şeyin tam olarak belli olmaması.
                  Özet 

Josef  K  bir bankada çalışan üst düzey yönetici bir adamdır.bir sabah uyandığında etrafında bekçi koruma tarz adamlar vardır. kendisine dava açıldığını söylerler.Bu dava   bizim günümüzdeki davalar gibi değildir. ortada suç yoktur kimse bir şey bilmiyordur. ve bilen kişilere ulaşılamıyor.  anlatılmaktadır. K.’nın mahkeme kalemlerine, tanıdık avukatlara yaptığı bitmek tükenmek bilmeyen, sonuçsuz ziyaretler takip eder. Çeşitli tavsiyelerde bulunan ya da onu bu esrarengiz yargılamadan kurtarabilirmiş gibi görünen Yargıçlar, mahkemeler, mübaşirler, avukatlar, ressamlar, papazlar  insanların oluşturduğu karanlık bir girdabın tam ortasında kalan K., gitgide üzerine çöken müphem bir hukuk sisteminin altında ezilir  Josef K  yolsuzluğun rüşvetin hat safhaya ulaştığı bir sistemde kendi distopyasının oluşturur ve sistemde Kendini bulmaya çalışan bir karakterdir, sistemi çözmeye çalışır daha doğrusu yenemez.mahkemeye getirilir ve neyle suçlandı belli değildir mahkeme salonunda kimin ne yaptığı belli değildir ülkede hukuk yoktur adalet yoktur. Davasının savunacak avukat yoktur.yargı yıllarca sürmesine rağmen kimse Berat edemez En etkileyici kısım şüphesiz ki, Titorelli ile Bay K.'nın diyaloğudur. Titorelli, Bay K.'ya davası için üç seçenek sunar: Gerçek beraat, görünüşte beraat ve devamlı erteleme.Bu kısımda, Titorelli "sanat ve sanatçı" yı temsil ediyor. Mahkemede resmi bir konumu olmamasına rağmen sanatçının mahkeme üzerinde söz hakkı olması, sanatın ve sanatçının öneminden bahsediyor. Bay K.'nın katedralde hapishane papazı ile konuştuğu sahne kitapta dikkatimi çeken  kısımlarından birisidir. Ve sonuç olarak  Joseph K bütün hayatını olmayan bir dava uğruna tüketti,
suçsuz bir insan idam edilir ve sebebi açıklanmaz. 

Bazı alıntılar : 

Bir sürü boş şey arasında adalet kaybolup gidiyor! Ortada hiçbir şey yokken, mahkeme bir suç yaratıyor.

En önemsiz konulardaki en küçük belirsizlik bile daima kaygı yaratır .

Tek suçum insan olmak."


Burası çok iğrenç bir yer! 'dedi." Bazı şeyleri düzeltebileceğinize inanıyor musunuz?

İnsan bu dünyada otuz yıl yaşamışsa eğer ve benim gibi hep yalnız başına savaşmak zorunda kalmışsa, o zaman beklenmeyen olaylara karşı bağışıklık kazanıyor ve bunlar yüzünden çok sarsılmıyor..

Gerçi çok şaşırdım ama insan otuz yaşındaysa ve benim gibi hayatla tek başına mücadele ettiyse, beklenmedik olaylar karşısında sağlam durabiliyor ve pek etkilenmiyor.

Adaletin hareket etmemesi gerekiyor, aksi halde terazi sallanır ve doğru ölçemez.

31 Ekim 2020 Cumartesi

Hayatın Anlamı

Hayatın anlamı deyince aklıma birçok şey geliyor: sevgi,umut ,aşk ,cesaret ,nefret ,kin
öfke ... Çünkü hayatı tek bir şey üzerinden anlamlandırmak  mantıksızdır. Biri olmadan  diğerleri olmaz hepsi birbiriyle ilintilidir. Yinede hayatı tek bir kelime ile açıkla dense  
Hayat = Sevgi 
 Bazen arkadaşlarım çok polyanacı olduğumu düşünüyorlar.
Sevgi ,iyilik dünyayı değiştirir mi diyorlar .
Bende evet sevgi dünyayı değiştirir diyorum.Nasıl mı ?
Sevgi olduğu zaman saygı , hoşgörü , umut
fedakarlık ...gibi birçok şey beraberinde gelir.Ve İnsana sevmek yakışıyor. İnsan, sevince ve sevilince insandır. Sevgi insanlar arasında görünmez
 bir bağ kurar .Gönülden gönüle bir köprü olur. Sevmek ruhun gıdasıdır. 

Herşeyin temeli sevmek ve bu çağda en gerekli olan şey olduğunu düşünüyorum.
Sevmek dediysem  kastettiğim şey günümüzdeki sevmek değil . Günümüzde zaten herkes sevgi kelebeği.Herkes birbirini seviyor ama kimse mutlu değil. Gerçek sevgi bu değil. Birbirini gerçekten seven iki insan birbirine zarar verebilir mi , onu aldatır mı, onu kandırır mı , bu ağlatır mı, hayalleriyle oynar yada onu incitir mi , ona zarar verir, onu öldürür mü ?
Sevgi konusunda çok eksik olduğumuzu düşünüyorum. Birini sevmek öyle kolay değil ve sevdigimizi gösteremediği kız bir gerçek. Ailemiz bizi en son ne zaman sevdiğini söyledi ya da en son annemize ne zaman sarıldık .Belki bizi büyüklerin yanında ayıp diye yeterince sevmediler . Sonra sevilmediğimizi sandık . Gittik  sevgiyi yanlıs yerlerde aradık . Yanlış kişilerde ,yanlış arkaşlarda.
Sevgi olmadan her şey eksik kalır, yarım kalır . Mesleğini sevmeyen biri o işte başarılı olamaz. Birbirini yeterince sevmeyen iki insan mutlu olamaz .En önemlisi kendini sevmeyen kişi bir başkasını sevemez. Dinimiz bile sevgi dini değil mi? Temelinde sevgi var. Sevgi olsa insanlar birbirlerine zulmetmez. Sevmek kolay değil demiştim.
Evet hiçte kolay değil. Neden mi? 
Sevdiğin zaman saygı duyarsın , hoşgörülü olursun , sabredersin. Mevlana'yı Mevlana yapan Yunus Emre'yi Yunus Emre yapan şey sevgiydi. Bütün insanlara sevgiyle bakıyorlar ve sevgiyle sesleniyorlardı. Sevgi şifadır. Sevgi güçtür. Sevgi; değişimin mührüdür. (Hz. Mevlâna) değil miyidi? Sevgi” kelimesi, Yunus Emre'de belki de en anlamlı şekilde kullanılmıştır. Bu güzel kelime onda, bilinen ve anlaşılan sınırlarının ötesinde yeni zenginlikler kazanmıştır. Yunus Emre, İşte onun "Sevgi”yi dile getiren ölümsüz mısraları...

Gelün tanşuk idelüm

İşi kolay tutalım

Sevelüm sevilelüm

Dünya kimseye kalmaz. 
İşte böyle 
Mevlana ve Yunus Emre  sevgiyle bütün insanlara sevgiyle seslendiler. Aradan yüzyıllar geçse bile hala insanlar dünyanın en uzak yerlerinden gelip onları ziyaret etmekte.Bize onlar gibi en içten duygularımızla sevelim ,saygı duyalım bütün insanlara .

Sevelim , sevilelim sevgimizi paylaşalım büyütelim.

10 Ekim 2020 Cumartesi

Duygudaşlık



Aynı duyguyu paylaşan kederli ruhlar birbirleriyle karşılaştıklarında huzur bulurlar.  (Halil Cibran ) Ne güzel bir söz… Hayatımızda birçok kişiye yer açarız ama kalbimizi ise gerçek anlamda sadece aynı duyguları paylaşabildiklerimize aynı duyguları yaşayan insanlara açabiliriz. 
Birbirinin hallerinden anlayan, birbirine saygıyla yaklaşan, birbirini dinleyebilen, birbirinin düşüncelerine saygı gösteren  iyi niyetli, birbirinin sıkıntısına üzülen, sevincine sevinen, mutluluğundan mutlu olan insanlar rahatlıkla anlaşabilir ve uyum içinde yaşayabilir.

İnsan hayatta kеndinе en çok bеnzеyеn kişiуi dost olarak seçer. Çünkü bilir ki en iyi anlaşacağı kişi aynı duyguyu pаylаştığı kişidir. İnsanların аnlаşаbilmesi için dış görünüş değil, iç dünya  önemlіdir. Duygudaşlık  önemlidir.Ruh ikizliği önemlidir. İllaki anlaşabilmek için aynı duyguyu paylaşmak mı gerekir? Aynı duyguyu paylaşmayan insanlar  anlaşamaz mı? Tabii ki anlaşır ama onun yaşadığı o acıları , o sıkıntıyı bilmediği için onun dertlerine derman olamaz. Halinden anlayamaz.
Onun hissettiklerini bilemez.
İnsan, diğer insanları anladığı, onların duygularını paylaştığı, empati kurabildiği müddetçe insandır.Bazen kalabalıklar içerisinde kendimizi o kadar yalnız hissederiz ki ve anlaşılmadığımızı düşünürüz . Çevremizi birçok kişi vardır ama biz onların yanında kendimizi gerçekten yalnız hissediyoruzdur.Bir gün  karşımıza birisi çıkar  yarım saatlik bir sohbetle sanki beraber yaşadığımız dostluğun sıcaklığını samimiyetini yakalarız.Ve onun  yanında kendimizi mutlu hissederiz çünkü; onun  yanında olduğumuz gibi davranırız, yargılanmaktan ,eleştirilmekten korkmayız, kendimizi   daha güvende hissederiz, duygularımıza tercüman olan insanlar bizi hep mutlu eder . Bizi anlayan dinleyen kendimizi yalnız hissetmediğimiz kendimizi rahatça ifade edebildiğimiz insanlar bizim için değerlidir. Kendimizi onların yanında mutlu ve huzurlu hissettiğimiz insanları ve aynı duyguları paylaşacağımız insanları hayatımıza çekmek dileğiyle .😉

🌺🌺🌺Fatma Nur Gençoğlu 🌺🌺🌺

6 Ekim 2020 Salı

Zenginlik Fayda Etmez

Mis gibi tertemiz havas olan İnsan o tertemiz havayı içine çekince rahatlata  Mis kokulu papatyalarla ağaçların konuştuğu yer olan sessiz sakin insanı rahatlatan bir dağ köyünde yaşayan Ferhat  çobanlık yaparak  gecimini sağlıyordu. Bir gün keçilerini otlatmak üzere  yola koyuldu. Köyünden epey uzaklarda yemyesil otlakların bulunduğu  güzel bir yaylaya geldi. Burada hayvanlarını otlatmak için konaklamaya karar verdi. Bir söğüt ağacının gölgesinde dinlenmek istedi. Tam bu sırada sürünün en güzel en tatlı ,bembeyaz yaramaz mı yaramaz   olan keçisi Pamuk'un   kaybolduğu fark etti. Fark eder etmez aramaya koyuldu. Bir saat aradı taradı yok en sonunda yorgun düştü.Tam pes etmişti ki o sırada   Pamuk ve  dünyalar güzeli bir kız onun yanına geldiVe kız bir anda ortadan kayboldu. Ferhat üzgün Ferhat mahsun Belki de bu kızı bir daha hiç görmeyecekti bu durumdan çok etkikenmisti bir teşekkür dahi edememişti.Aniden ne olmuştu.Bir anlam veremedi heralde rüya gördüm dedi kendini kandırmaya çalıştı. Hayvanlarını toplayıp köyüne döndü.Gece gözüne bir gram uyku girmedi hep o periyi düşündü. Böylece geceler  gündüzleri kovaladı .Haftalar geçti aklı hala o kızındaydı.Ferhat yine bir gün kecileri otlatmak için köy köy gezerken o kızı görür ve evine kadar gizlice takip eder.Ve akşamın olmasını bekler ve karanlık çöktüğü zaman çalar kapısını sevdiceğinin. Kız ne söyleyeceğini bilemez çok şaşkındır.Ve Ferhatı buyur eder içeriye.Ferhat durumu anlattır  kızın ailesine fakat cevap olumsuzdur. Neymiste Çoban bir adama  verecek kızları yokmuş . Zavallı Ferhat boynu bükük bir şekilde sevdiğine kavuşmadan  çekip gider sevdiği kız bile yüzüne bakmamıstır. Kalbi ve gururu o kadar kırılmıştır ki  artık onsuz olamam der  ve ölmek ister.Alıp başını gider kalbinde bu sevdayla. Aradan zaman geçer. Ferhat kasabaya gitmistir. Kasabada  birde ne görsün çok güzel bir düğün ve düğünde de sevdiği  kız . Ferhatın narin kalbi bu acıya dayanamaz ve durur ebedi. sonsuzluğa karışır. Peki kızımıza  ne oldu dersiniz  Zavallı kız huyu beş para etmez bir adamla evlenmiştir. Her gün  şiddete ugrar ve bir gün  bu zulme işkenceye dayanamaz ve intihar eder.  Kızın babası pismandır. Keşke kızımı o zengin adama verecegime onu gerçekten seven eli yüzü düzgün Ferhat'a verseydim 
 der.

BEYAZ BİR GÜL ( GENİŞLETİLMİŞ HALİ )

                                                                        BEYAZ BİR GÜL  İhsan son zamanlarda kendini toplumdan soyutlayarak m...